Merhaba Verlag und Werbeagentur
Ana Sayfa Hakkımızda 2021 Sayıları
Reklam İletişim Künye
Güney Almanya'nın en büyük Türkçe gazetesi
Sayy: 604 - 31.03. - 29.04.2021 Son sayı için tıklayın
Nerede
  Ana Sayfa
  Hakkımızda
  2021 Sayıları
  Fiyat Listesi
  Reklam
     Başvurusu
  Baskı Tarihleri
  İletişim / Kontak
  Arşiv [Sayfalar]
  Arşiv Haberler
 
 
nerede 2020/21
 
 
Spor 2020/21
 
 
Saglik 2019/20
 
 
Tatil 2020/21
 
 


Dein PLZ:

 
Merhaba'dan Haberler

Salgının birinci yılı - Hüseyin Şenol

Dalgaların sonu gelmiyor. Dünya ders almadan, kapitalizm umursamadan yoluna devam ediyor. Tam bitti derken, dünya şimdi üçüncü dalgayla boğuşuyor…

 

Koronavirüsü Covid-19’un Çin’de ortaya çıkışı bir buçuk yıla yakın zaman oldu. Avrupa’ya gelişi de bir yılı geçti. Bu salgın için önce epidemi ve sonra da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından resmen pandemi ilan edildi. Yani küresel salgın. Endemik olabileceği de bir ara dillendirilmişti.

Sonuçta tam bir yıl önce 11 Mart’ta DSÖ tarafından pandemi ilan edildi. Yeni Koronavirüs (Covid-19) artık hayatımıza çok fazla girmişti. Covid-19, bulunduğumuz asrın en büyük salgını olarak hayatımızda yerini aldı.

Pandeminin ilan edildiği 11 Mart 2020 tarihinde ortalama vaka sayısı günde 3 bin 600 iken, bugün bu sayı 500 bin civarlarında. Yine bu tarihte 114 ülkede toplamda 118 bin civarında vaka vardı ve 4 bin 291 kişi de hayatını kaybetmişti.

Bugün itibarıyla dünyada toplamda 125 milyon kişiye Covid-19 virüsü bulaşmış, 2 milyon 750 civarında kişi ise hayatını kaybetmiştir. Bir de buna bazı ülke ve yönetimlerin vermediği sayıları da eklersek, durumun insanlık için korkunç ortamının fotoğrafı daha da net görülecektir. Devletler bu fotoğrafı hala doğru okumamakta diretiyor.
Pandemi, epidemi ve endemik arasındaki fark nedir?

‘Epidemi’ kontrolden çıkan herhangi bir meseleyi tarif etmek için kullanılan oldukça genel bir kavram. Medikal alanda ise bir bölgede, bir toplumda veya bir grup insanda bir hastalığın yaygınlaştığı görülünce bunun ‘epidemi’ bir salgın olduğu kabul ediliyor.

‘Pandemi’ ise bölgeler ve gruplar üstü coğrafi bir salgın anlamına geliyor. Bir ülkenin tamamını veya dünyanın tamamını etkisi altına alan hastalıklar için kullanılıyor.

‘Endemik’ ise belirli bir alanda veya belirli bir popülasyon arasında tahmin edilebilir bir oranda meydana gelen salgın hastalık olarak tanımlanıyor.

DSÖ, 2009 yılındaki H1N1 domuz gribini ‘pandemi’ olarak açıklamış, ardından gribin sanıldığı kadar güçlü ve öldürücü çıkmamasına rağmen ilaç firmalarının bir aşı geliştirmesi için acele etmeye zorlanması karşısında eleştirilerin hedefi olmuştu. Eleştiriler gelince değiştirildi. DSÖ eski 6 seviyeli sistemi artık kullanmıyor. Eski sistemde seviye 1 “virüsün hayvandan insana geçtiğini gösteren herhangi bir rapor olmaması” durumunu, seviye 6 ise “pandemi” durumu işaret ediyordu. Ancak terimin kullanılmasından ötürü oluşan sıkıntılar ve eleştiriler sonrası bu sistemden vazgeçildi. Sözcü Tarık Jasareviç’in yaptığı açıklamaya göre artık “pandemi” diye resmi bir kategori bulunmuyor ve insandan insana kolayca bulaşmaya başladığı andan itibaren durumun gayri resmi olarak pandemi olduğu varsayılıyor. Kavram karmaşası oluşmuştu.

DSÖ daha önce yeni tip koronavirüsün, bir ülkenin tümünü veya dünyayı sarmadığı için bu anlamda pandemi ifadesini resmen kullanmıyordu. Bu da epidemi ile pandemi durum arasında bir kavram karmaşasına neden olmuştu. (Bana göre; bu konuda en sağlıklı ve anlaşılır şekilde, bu bölümü de direk olarak aktardığım, 14 Mayıs 2020 tarihinde EuroNews’te yer alan bu açıklama anlatıyor.)
Dünyada yeni bir (y)aşamaya girildi Pandeminin ilanıyla birlikte, tüm dünyada yeni bir aşamaya girilmiş, “sermaye” odaklı aşı bulma yarışı başlamıştı. Nisan ayı ile birlikte sürekli yükseliş gösteren korona vakaları ve korona nedenli ölümlerde, artış azalma göstermiş ve bu durum havaların ısınmasına bağlanmıştı. Aslında bu durum, beraberinde “mikrobun affetmeyeceği” daha da ölümcül ve çok tehlikeli bir yeni ortamın doğmasına vesile olmuştu. Yaz sonu ile sayılarda yeniden artış olmuş ve ikinci dalganın gelişi de gecikmemişti. Artık maskesiz ve dezenfektansız bir günlük yaşam düşünülemez olmuştu. Bu ikiliyi hayatın her alanında kullanır olmuştuk. İkinci dalgada da çok ülke ve bölge yeniden kısıtlamalara gitmiş, tamamen kapanma yolu da hayatımızın parçası olmuştu. Birinci dalgada örnek gösterilen ülkeler, ikinci dalgada aynı “şansa” sahip olamamış, aynı kaderi paylaşır olmuştu.
Dalgaların sonu gelmiyor

Dünya ders almadan, kapitalizm umursamadan yoluna devam ediyor. Tam bitti derken, dünya şimdi üçüncü dalgayla boğuşuyor. Üçüncü dalga, virüsün mutasyonlu çeşitleriyle de birlikte dalga dalga çoğalmaya devam ediyor. Kriter olarak belirlenen “100 binde haftalık vaka sayısı” mutasyonlarla birlikte çok daha fazla artar oldu.

Pandemiyi en az zararla atlatacağı tahmin edilen Avrupa Birliği (AB) ülkeleri de pandemiyi kötü yönetmeye devam ediyor. Maske “savaşlarından” sonra, şimdi de aşı “savaşları” sürüyor. Aşıdaki savaş, kapitalizmin çirkin yüzünü daha da açık olarak ortaya koyuyor.

“Para” ve bunun eseri olarak sömürü sistemi üzerine kurulu olan kapitalist sistem, pandeminin de, önlenemeyen ağır etkisinin de baş sorumlusudur.

Kar hırsı önlenemeyen kapitalizm, epideminin de pandeminin de baş mimarıdır da.

Bu yazımı bitirmeden önce kapitalizmi en iyi şekilde anlatan bir alıntı yapmak istiyorum: “Emperyalizmin başlıca ekonomik temeli, tekeldir. Bu tekel, kapitalisttir, yani kapitalizmden doğmuştur, ve kapitalizmin, meta üretiminin, rekabetin genel koşulları içinde, bu genel koşullarla sürekli ve çözülmez bir çelişki halindedir. Bununla birlikte, bütün tekeller gibi, kapitalist tekel de şaşmaz bir biçimde bir durgunluk ve çürüme eğilimine yol açar.” (V.I.Lenin, Emperyalizm, Sol Yayınları, sayfa 100) Daha önce konu üzerine yazdığım yazılarda da, doğayı da talan eden kapitalizmin, sermayenin bu salgından da sorumlu olduğu belirtmiştim. Bunu doğrulayan yüzlerce, binlerce, milyonlarca örnek verilebilir. Evet, insan hayatını hiçe sayan kapitalist sistem, savaşlar(ın)da olduğu gibi salgınlar(ın)da da bunu açıkça gösteriyor. Rekabet, o kadar çirkin ki, gizleme gereği bile duyulmuyor.

Salgın döneminde şalterlerin inmesine izin vermeyen kapitalizm salgının bu kadar uzun, hem de artarak devam etmesinden ve bu kadar genişlemesinin sorumlusudur. Yazımı daha da uzatmamak için, şimdilik burada ara veriyorum. Önümüzdeki sayıda “Aşı savaşları”ndan ve en son Alman Hükümeti ve başındaki Angela Merkel’in dün özür dilemesiyle gelişen durumu “Sermayenin dediği olur” başlığıyla değerlendireceğim. Başbakan Merkel ve Eyalet Başbakanlarının oy birliğiyle aldığı ve 22 Mart Pazartesi günü öğlen başlayan ve gece sona eren toplantı sonrası açıklanan “tedbir” kararlarından “Paskalya döneminde 1+1 günün dahi bayram olarak ilan edilmesi” kararına sert tepki gösteren patronlar, kararı geri çektirdi. Merkel hemen Çarşamba günü kararı geri çektirdiklerini ve bu durumdan özür dilediğini belirtti…

Ben bu özrü kabul etmiyorum. Kimse de kabul etmemelidir. Devletin kasasından milyarlarca Euro alanlar 1-2 gün ekstra tatil gününü bile çalışanlara çok gördüler. Daha önceleri de görüşümü açıkladım bu konuda ve tekrar ediyorum: Şalterler tamamen indirilmeli. Hem de sadece 1-2 gün değil, gerekiyorsa 2-3 hafta tamamen kapatılmalıdır. Okullar ve diğer alanlar da.

Önlemler artırılmak zorunda. 3. dalganın daha sertleşerek hayatımıza girmesiyle birlikte, vakalar da ölümler de sürekli artıyor.

Kar hırsı ol(a)madan yaşayamayacak olan kapitalizmin ve onun olmazsa olmazı özelleştirmenin gerçek yüzü budur…
Teilen
2021-04/01-Sayı-604
Takvim
metzgerei-marx
limousine-service-ulm
Interna
Signboxx
Cigköftem
Grafithek
Designmatic
AK-SU
Sayfam
Dis Doktoru - Kangal
Aydoğan Elektronik
Avukatlık Bürosu KARAKAŞ
Merhaba TV
Anwaltskanzlei KARAAHMETOĞLU & KOLLEGEN