Merhaba Verlag und Werbeagentur
Ana Sayfa Hakkımızda 2021 Sayıları
Reklam İletişim Künye
Güney Almanya'nın en büyük Türkçe gazetesi
Sayy: 603 - 25.02. - 31.03.2021 Son sayı için tıklayın
Nerede
  Ana Sayfa
  Hakkımızda
  2021 Sayıları
  Fiyat Listesi
  Reklam
     Başvurusu
  Baskı Tarihleri
  İletişim / Kontak
  Arşiv [Sayfalar]
  Arşiv Haberler
 
 
nerede 2020/21
 
 
Spor 2020/21
 
 
Saglik 2019/20
 
 
Tatil 2020/21
 
 


Dein PLZ:

 
Merhaba'dan Haberler

Mesut Özil ve rol modelliği

Bu tip insanlar buradaki “yabancılar” için “rol model”dirler. Tıpkı Cem Özdemir, Fatih Akın ve benzerleri gibi...

Sinan Öztürk 
Mesut Özil’le ilgili çok şey yazıldı.

Hangi parayla kim getirmiş, Erdoğan’la mı görüşmüş, o olmuş bu bitmişin dışında değinmek istediğim konu farklı.

Türkiye’dekiler nasıl ki Almanya’da yaşayanların Türkiye’yi anlamadıklarını, bol keseden atıp tuttuklarını düşünüyorsa, tersi de çoğu zaman onlar için geçerlidir. Yani Almanya’yı ve buradaki yaşamın insanlar üzerindeki etkisini de bizden iyi biliyorlar! Oysa bu konuda ciddi şartlanmışlıkları var ki bunları aşmaları zor. Biz, ya da en azından ben, iki ülkede de yeterince yaşadım, takip ediyorum, analizler yapıyorum.

Olay şudur:

Mesut Özil, burada doğup büyümüş, anadili Almanca olan, ama ailesinin verdiği eğitimle de belli bir Türkiye bakışı ve buna uygun sosyalizasyonu olan buradaki yüzbinlerce çocuktan biridir. Tıpkı oğlum gibi.

Oğlum da burada doğup büyüdü, o da Almanca’ya Türkçe’den çok daha hakim, ama benim oğlum olduğu için, kültürel yapısı, hayata bakışı, siyasal tercihleri vs. ben ona bu konularda herhangi bir baskı yapmaksızın bana benziyor.

Özil, bütün futbol altyapısını Almanya’da kazanmıştır. Son bir iki yıldır izlemiyorum ancak çok beğendiğim bir futbolcuydu. Şu an nasıl bilemiyorum. Bu tip insanlar buradaki “yabancılar” için “rol model”dirler. Tıpkı Cem Özdemir, Fatih Akın ve benzerleri gibi. Şimdilerde de Covid-19 aşısını üretmiş iki değerli bilim insanı gibi.

Yabancıların burada özellikle rol modellere ihtiyaçları vardır. Almanya henüz Amerika olmadı, ancak bu gidişle önümüzdeki elli yıl içerisinde yolculuk o yönedir. Yani, tamamıyla çok kültürlü ve bu kültürlülüğün sıradanlaşabilmesi için önünde epey zaman olsa da yolculuk orayadır.

Otuz yıldır burada yaşıyorum. Bu ülkeyi yeterince analiz ettiğimi düşünüyorum. Ben bile her sabah maça 1-0 geride başlayarak hayatımı sürdürüyorum. Burada girip çıkmadığım yer, kurmadığım ilişki, etkinlik, çalışma, iş hayatı, fabrika ve üniversite kalmadığı halde, tıpkı öğrencilerime de söylediğim gibi, karşınızda bir hoca olabilirim, Alman vatandaşı olabilirim, Almanca’ya hakim olabilirim, bu beni sadece işimde ve sizin karşınızda belki biraz farklı gösterebilir, ancak sokağa çıktığımda bu fark ortadan kalkıyor ve sizden birisi oluyorum. Yani sokakta ben de sizin gibi sıradan ve zavallı bir yabancıyım. Ne yazık ki Almanya bu duyguyu aşmamızı henüz başaramadı.

Her toplumun iyi ve iyi olmadığı yanları vardır. Almanların en yüzde 90’ınından daha iyi bu ülkenin edebiyatına, tarihine, felsefesine, diline, bilimine hakim olmam beni sokakta Almanların gözünde değiştirmiyor. Yani bir “yabancı” olduğum gerçeğiyle her dakika yüz yüzeyim ve bu durum çok rahatsız edici.

Bu toplumda ön plana çıkmış “yabancılar” gerekli. Kaldı ki Özil veya benim oğlum aslında yabancı olarak bile değerlendirilemeyecek olsalar da, ne yazık ki durum öyle değildir. Ön plana çıkmış ve doğru rol model olmuş yabancılarla Alman toplumu kendi kabuğunu ister istemez kıracaktır, önyargılarını azaltacak, kendilerinden olmayanların da insan olabileceklerini, başarılı olabileceklerini, iyi işler yapabileceklerini görebilmeleri onların da bariyerlerini ortadan kaldırmaya yardımcı olacaktır. Tıpkı yabancıların da kendi kabuklarını kırabilecekleri gibi.

Özil, uzun süre oldukça iyi bir rol model olmuştur. İngiltere‘de Erdoğan’la birlikte verdiği fotoğraf çok büyütülmüştür. Alman medyasında da çok büyütülmüştür ve olaylar giderek Özil’i Alman milli takımından koparmıştır. Bu konuda ona haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Başbakan Merkel de her iki seçime birkaç gün kala Ankara’ya gidip Saray’da Erdoğan’ın konuğu olarak seçim öncesinde bana göre hiç olmaması gereken pozlar vermiştir. Hal böyleyken Özil olayı çok büyütülmüş ve onun nezdinde gene buradaki yabancılar küçültülmüştür.

Özil, yaptıklarını belki de bilinçli yapmamıştır, veya yapmıştır diyelim; sonuçta ailesinin geldiği ülkenin cumhurbaşkanıyla bir fotoğraf vermiştir. Vermemesi daha iyi olabilirdi, ancak Özil, siyasal olarak hiçbir şey ifade etmediği için onun bu ayrımda olduğunu da sanmıyorum. Lakin bu noktadan sonra „rol modelliği“ benim için de tartışılır olmuştur.

Uzatmayalım; Özil neden Alman milli takımını seçti de şimdi „vatanıma döndüm!“ diyormuş. Siz olsanız hangi milli takımı seçerdiniz? Bütün futbol altyapısını, tekniğini, bilincini burada almışsın. Brezilya’yla birlikte dünyanın en iyi milli takımındasın. Kendi kariyeri açısından bundan daha iyi bir şey olabilir miydi? Kaldı ki Alman milli takımına da çok katkıları olmuştur. Ardından Real Madrid serüveni başlamıştır ki futbolculuk hayatında bir zirvedir.

Türk milli takımını seçse kimlerle çalışacaktı? Futbol dünyasında Türk milli takımının ağırlığı ne kadardır? Yani, kendi kariyeri açısından yapması gerekeni yaptı. Peki şimdi ne oldu da Türkiye’ye döndü? Açıkçası pek takip etmedim ama son oynadığı takımda beklenen verimi gerçekleştirememiş olması, yaşının ilerlemese de artık üst sınıra tırmanması üst düzey takımlarda oynamasını güçleştirecektir. Fenerbahçe gibi bir takımdaysa kendisini çok fazla zorlamadan, tekrar parlayabilecek bir kapasite ve mentalitede olduğunu düşünüyorum. Ayrıca elbette tanınan maddi imkanlar da önemli bir faktördür.

Nasıl alındığına hiç dokunmadan yazmaya çalıştığım bu yazıda Özil ve onun gibi Alman toplumunda parlamış gençlerin rol modeli olduklarına ve burada sadece yabancıların değil, Almanların da bu tür rol modellerine fazlasıyla ihtiyaç duyduklarını ön planda tutarak yazmaya çalıştım. Özil, siyasal bir kimlik değildir, kültür ve bilgi birikim düzeyi futbolculuğunun çok altındadır ve biz ondan bir sosyolog, bir kültür elçisi olmayı beklememeliyiz. Ancak elçi olmak için bunlara da hiç gerek yoktur. Almanya’daki Türk toplumu üzerinde olumlu etkileriyle siyasetin ve devletlerin yapamadıklarını başarmış bir şahsiyet olarak kendisine aşırı yüklenildiğini düşünmekteyim.

________________________________________ Sinan Öztürk - Avrupa Demokrat - 19.01.2021
Teilen
2021-02/01-Sayı-602
Takvim
metzgerei-marx
limousine-service-ulm
Interna
Signboxx
Cigköftem
Grafithek
Designmatic
AK-SU
Sayfam
Dis Doktoru - Kangal
Aydoğan Elektronik
Avukatlık Bürosu KARAKAŞ
Merhaba TV
Anwaltskanzlei KARAAHMETOĞLU & KOLLEGEN