Merhaba Verlag und Werbeagentur
Ana Sayfa Hakkımızda 2019 Sayıları
Reklam İletişim Künye
Güney Almanya'nın en büyük Türkçe gazetesi
Sayy: 578 - 31.01. - 28.02.2019 Son sayı için tıklayın
Nerede
  Ana Sayfa
  Hakkımızda
  2019 Sayıları
  Fiyat Listesi
  Reklam
     Başvurusu
  Baskı Tarihleri
  İletişim / Kontak
  Arşiv [Sayfalar]
  Arşiv Haberler
 
 
nerede 2018/19
 
Aradığınızı Bulmak İçin
Tıklayın!
Güney Almanya
İş Rehberleri
 


Dein PLZ:

 
Merhaba'dan Haberler

Doğan Tarkan da bizim

Osman Tarık

 
Doğan Tarkan üzerine yaptığım paylaşımlara cevaben bir hatırlatma.

Doğan Tarkan yoldaşımızın aramızdan ayrılışının 5. yıldönümü nedeniyle bir kaç paylaşımda bulunmuştum. Ne yazık ki bazı üzüntü veren yorumlarla karşılaştım. Doğan Tarkan 60´lı yılların ortalarından beri sosyalist mücadeleye omuz vermiş, epeyce bir emeği geçmiş ve sosyalist mücadeleden hiç zaman, bir an bile vazgeçmeden, öylece aramızdan çekip giden değerli bir yoldaşımız. Bilen bilir bilmeyende okur araştırır. Tarkan, 6 yılı aşkın bir zaman diliminde Kurtuluş Hareketi’nin Merkez Komitesinde yer alır ve MK içersindeki görev paylasımında yazı kurulunu oluşturan iki kişiden biridir. Kurtuluş’un Kurtuluş olmasında misyonu olan arkadaşlarımızın hiç birinin katkısının arkasında ya da gölgesinde kalmamıştır Doğan Tarkan.

Doğan Tarkan 12 Eylül sürecinde, 1983 Ekim-Kasım aylarında, örgüt içersinde yer alan bir grup arkadaşıyla birlikte Kurtuluş’tan ayrılarak başka bir teorik-politik hat oluşturmuştur. Sosyalist örgütlerde bölünmeler tabii ki insani olarak üzücü olduğu gibi, proletaryanın kurtuluş davasına da zarar veren bir durumdur. “Ne yazık ki sosyalist hareketimizin tarihi bir anlamıyla bölünmeler, parçalanmalar tarihidir” dersek yanılmış olmayız. Ancak Tarkanlar’ın kurduğu Sosyalist İşçi grubunun görüşleri, Kurtuluş örgütü’nün o ana kadar oluşturmuş olduğu teorik-politik hatla hiç bir benzerliği-yakınlığı olmayan görüşlerdi. Belki de ayrılıp görüşlerini böyle belirtmesi “tarihen doğru da oldu” diye okuyabiliriz meseleyi.

Şimdi işin özüne gelelim. Evet 2010 yılında yapılan Anayasa Referandumu ile RTE´nin önü açılarak bugüne gelmemizin başlıca yapı taşları oluşturuldu. Tarihen ve siyaseten bu sürecin vebali, “yetmez ama evet”çilerde olduğu kadar, “boykot”cuların da boynundadır. Başta Kürdistan Özgürlük Hareketi olmak üzere, onlarla birlikte hareket eden sosyalistlerin “Boykot” etmeleri de bu vebalden azad olmadıklarını bugünden düne bakarak, siyaseten görebiliriz. Diğerleri gibi Doğan Tarkan ve grubunun böylesine yanlış, sınıf siyasetinden böylesine sağa savrulan bir politik tutum içinde bulunmaları tarafımızdan kabüllenilmediği gibi, o süreç içersinde hem yetmez ama evetçilerle hem de boykotçularla sözlü ve yazılı bir çok görüşmeler, eleştiriler gerçekleştirildi.

Bu durumda şimdi soru şu olmalı: Tarihin bir döneminde, siyaseten yanlış bir çizgi izledi diye, bir kişinin ya da örgütlenmenin boynuna urgan mı geçirmeli? Tabii ki bu soru ironik bir içerik taşımaktadır ve anlaşılacağını umuyorum.

İnsanlık tarihinin gelmiş geçmiş en barbar dönemi olan Hitler faşizminin iktidara gelmesinde biz komünistlerin tarihen ve siyaseten yeri nerededir? Başında Stalin´in olduğu Üçüncü Enternasyonal´ın ve Alman Komünist Partisi´nin, dönemin Sosyal-Demokrasisini sosyal-faşist görerek, ilkin hedef tahtasına sosyal-demokrasiyi, tali olarak da Hitler faşizmini yerleştirerek, faşizme yol verdiklerini bilmiyor muyuz yoksa?

Tarihte yapılan teorik ve politik hatalar bizler açısından birer ders niteliğinde değil midir? Neyin yapılıp neyin yapılmayacağını da görebileceğimiz, kendimize tuttuğumuz bir ayna değil midir, tarihin aynası? Yok böyle değilse eğer, Stalin´nin, diğer bürokratik sosyalistlerin hatta biz Türkiyeli sosyalistlerin birbirimizin boynuna geçirdigi urganları yağlamaya devam mi edelim?

Yok! Yok tarih böyle okunmaz! Böyle de analiz edilmez.

Bilinen bir örnektir; Kamanev ve Zinovyev, Gorki´nin başında olduğu Mensevik gazeteye, Bolşevik Merkez Komitesinin ayaklanma tarihini jurnallemesine rağmen, daha sonra MK içersindeki görevlerinin başına yeniden getirilmişlerdir. Bu jurnal biz Türkiyeli sosyalistlerin başına gelseydi eğer, ikiliye yapılacaklar olanları düşünemiyorum bile. Yine siyasi hayatı boyunca, Troçki ile aynı çizgide buluşamayan Lenin, 17 Devrimi başladığında Troçki´yi Bolşevik MK´sına davet eden de Lenin´in ta kendisi değil midir?

Başka bir yazımda da belirtmiştim; Marks’ın tartışma sürdürdüğü muarızlarına ilişkin takındığı tutumu, buraya yeniden aktarmayayım. Yalnızca Kapital´in birinci cildinin Almanca ikinci baskıya sonsözden küçük bir aktarma: “Hegel diyalektiğinin mistik yönünü, otuz yıl kadar önce, henüz moda olduğu bir sırada eleştirmiştim… Kültürlü Almanya´da gevezelik eden hırçın, küstah ve bayağı Lessing zamanında Spinoza´ya ‘ölmüş köpek’ diyen kahraman Moses Mendelssohn´un yaptığı gibi, Hegel´e saldırmanın tadını çıkartıyorlardı. Bu yüzden ben, açıkca bu güçlü düşünürün öğrencisi olduğumu itiraf ettim ve hatta, değer teorisi bölümünde yer yer ona özgü ifade biçimlerine de kur yaptığım oldu. Hegel´in elinde diyalektiğin mistisizmle bozulması, ayrıntılı ve bilinçli bir biçimde diyalektiğin genel işleyiş biçimini, ilk kez onun sunmuş olduğu gerçeğini örtmez” diye ne kadar mütevazi ve alicenaplıkla belirtir Marks.

Sonsöz yerine; yiğidi öldürmeden hakkını teslim etmek gerekir.

Tarihin bir kesitinde yapılan yanlışlığın-hatanın vebali, kişinin bütün bir siyasi tarihine, mücadelesine yüklenmemelidir. Ve görüşlerine katılmasak da hiç bir sosyaliste saygıda kusur edilmemelidir. Doğan Tarkan´a da, devrim mücadelesinde düşen bütün sosyalistlere de saygımız sonsuzdur.
Teilen
2019-02/01-Sayı-578
Merhaba TV
Takvim
Interna
Fehmy und Fesih
Türkische Spezialitäten Schillergarten
Signboxx
Cigköftem
Grafithek
Designmatic
AK-SU
Sayfam
Dis Doktoru - Kangal
Aydoğan Elektronik
Avukatlık Bürosu KARAKAŞ
Anwaltskanzlei KARAAHMETOĞLU & KOLLEGEN