Merhaba Verlag und Werbeagentur
Ana Sayfa Hakkımızda 2018 Sayıları
Reklam İletişim Künye
Güney Almanya'nın en büyük Türkçe gazetesi
Sayy: 570 - 20.09. - 04.10.2018 Son sayı için tıklayın
Nerede
  Ana Sayfa
  Hakkımızda
  2018 Sayıları
  Fiyat Listesi
  Reklam
     Başvurusu
  Baskı Tarihleri
  İletişim / Kontak
  Arşiv [Sayfalar]
  Arşiv Haberler
 
 
nerede 2018/19
 
Aradığınızı Bulmak İçin
Tıklayın!
Güney Almanya
İş Rehberleri
 


Dein PLZ:

 
Merhaba'dan Haberler

Bir “Trabzon Romanı”

“Anısı Bizdik Bu Kentin” adlı ilk romanının 2. baskısıyla tekrar merhaba diyen, Almanya’nın Bochum şehrinde yaşayan şair ve yazar Sinan Öztürk’ün farklı serüvenleri kaleme aldığı kitapları soluksuz okunurken, bir “Trabzon Romanı” diye adlandırdığı son kitabı aynı zamanda bir aşk romanı, aynı zamanda bir gençlik romanı. Ama aynı zamanda da bir 12 Eylül romanı…

 
Resim galerisi için tıklayın
Heves ve Murat

“Bence her şair, şiir hayatı boyunca, üç burçtan: Gurbet, hasret ve hikmet burçlarından geçiyor. İlki gurbet burcudur; şair önce bir süre bir gurbeti yaşar.” (Behçet Necatigil) Şair ve şiiri “gurbet burcu”nda yaşamaya başlayınca sözcüklerin de gurbeti başlar. Şairin sözcüklerle ve anlamlarla yeniden tanıştığı “heves makamıdır” bu. Şair, “gurbet” ve “hasret” burcuna girince, kendisiyle birlikte geride bırakılan geçmiş, hatırlı hatıralar, sözcükler ve anlamlar da yeni bir kalıba dökülür. Çünkü gurbette olmak bir “kopuş diyalektiğidir”, lakin tarihin ironisi gereği bu hal, bir tür kopamamak, bir tür “eşikte olma” hali olarak da yaşanır. Kitabı kıymetlendiren “Kopmuşsa bedenin eğer kendinden” dizesine misafir olup söylersem; mesele sadece bir coğrafyadan, bir ülkeden, denizde taş sektirirken niyet tutulan bir şehirden uzak kalmanın ötesinde, bir kırılma, bütünün parçalanması ve yaralanma halidir…

Hal böyle olunca da bu şiirleri “yara beyanı” olarak da okumak mümkün. Dilinin rotasını romandan şiire kıran Sinan, “Hani bir yaprak düşse yere incitir seni/ Öyle kırılgan öyle baş başasın kendinle” diyerek incindiğini beyan etmekle kalmaz “Ve herkes birbirinden kaçıp kendisine sığınır” dizesiyle kendine ve yaralarına sığınır. Şiir, baş etmenin yanı sıra poetik-politik anlamda sığınaktır da. İşte şiirin uç verdiği yer de burasıdır ve bu şiir bir bakıma yaraların şiirlerle sağaltılması hadisesi ve hevesidir. “Gidersen ardında/ Yaralı bir çocuk kalır/ Tutunacağı tek dal/ Bir kendisi kalmıştır/ Yarasına sarılır. Trabzon, onun şiirlerinde bazen “yüzeyde” görünse de temelde “dip akıntısı” olarak yer alır. Hal böyle olunca da, “Ganita”, “Kalekapı”, “Kaledibi”, “Mumhane” vs. dâhil çocukluğu, sesler, hatırlı hatıralar onu hep oraya çağırır. (“Trabzon: Senden ayrılınca başlar/ sonbahar.// Giderim/ sende kalır yaşadığım son bahar.”) İsmi onda saklı bir kızın ona “Sen bu şehirsiz yapamazsın” demesi bu tutkulu sevginin delilidir… Coğrafyanın kader olduğu kadar keder olduğunu bilmek yeni anlam kapılarından geçirir şairi…

Çokbilmiş cevaplar kadar yeni yetme soruların da yaraya dönüştüğü haller toplamıdır gurbette olmak. “Ben fazlayım çok dünyanıza/ Soru işaretinizim/ Kaçtığınız soruların” Bu dizelerdeki dert, siyaset ve şiir bahsinde “cevap kaç, soru tut” mecrası ve macerasıdır. “Ayna korkusuyla” yaşayan Dünyalılar arasında bu korkuyu aşarak aynayı ve soruları üstlenmek önemlidir. “Olsa olsa aynasıydım belki unuttuklarınızın/ Ki bakamadığınız kadar derin bir sırla kaplı.”

Şair, bir derdi olduğu için şiir yazar. Yazar ki, şiir yoluyla dertlerle, yaralarıyla baş etmeye çalışır. İnsanın hallerinden biri olarak “gurbetin” ayrı bir dert ve yara olması şiir için bir imkândır. “Gurbet burcundaki” şairin bu imkânı işin kolayına kaçmadan, ince eleyip sık dokuyarak şiire dönüştürmesi, “ne yazdığı” kadar “nasıl yazdığı” ile ilgilidir. Bu kitabın kalbindeki dizelerden biri “Su olup iyileştirmeliyim kendimi” dizesidir. Bu kıymetli dizeden el alarak, bu kitabın hevesinin “şiir olup kendini iyileştirmek” olduğunu söyleyebiliriz. “Sevmek susmaktır yeri gelince/ susarak iyileşelim.” Türkçe şiirin deltalarından Behçet Necatigil ile başladık onun “asıl bekler bazı şiirler bazı zamanları” dizesinden el alarak bitirelim. Bazı kitaplar da bazı zamanları bekler. İnsan hayatında “ilkler” önemlidir. “İlk aşk” tadındaki, “ilk şiir kitabının” doğması için, şairin yanı sıra, yaralarının ve sözcüklerinin de “o zamanın” geldiğine ikna olması gerekir. İşte o zaman gelmiş, Sinan, şiirlerini dünyanın ortasına fırlatmıştır. Bundan sonrası “şiir yaz at denize, okur bilmezse balık bilir” mesel ve meselesidir… Şair ermiş muradına…

(Kitabın bu önsözü,devrimci şair ve yazar Sezai Sarıoğlu tarafından yazıldı)

Romanla ilgili

Bu romana, bir ‘Trabzon Romanı’ da diyebilirim. Şehir milliyetçiliğinin arkasındaki anlamsız hezeyanların, bugünü hep geçmişin, aslında çoğu zaman yalanların üzerine kurup yaşayan insanların ve bir şehrin hikayesi. Doğruyu söylerken bile, hep yalana başvurulmasının romanı. Aynı zamanda bir aşk romanı, aynı zamanda bir gençlik romanı. Ama aynı zamanda da bir 12 Eylül romanı. ‘Gizli din taşıyanların’ romanı da aynı zamanda. İçinde doğup büyüdüğüm, biçimlendiğim bir kent olması bakımından beni çok etkilemiş bu Trabzon’un, aslında ‘çıplak olduğunu’ da anlatmak istedim biraz. Sık sık gittiğim halde, 2005 yılında bir süreliğine Trabzon’da bulunduğumda, bu kentin bana ilk kez bu kadar uzaklaştığını hissettim ve bu durum bana büyük bir acı verdi. Kitap bu yanıyla benim için çok şey ifade etmektedir. Bu kitabımı nasıl tanıtırım diye yazdığım bir yazıda bu duyguyu şöyle vermeye çalıştım: Edip Cansever, bir şiirinde „İnsan yaşadığı yere benzer“ der. Yaşadığı şehre benzeyen insanlar, şehir değiştikçe ne kadar değişmektedirler? İnsanlar mı yaşadıkları şehirleri kendilerine benzetirler, yoksa şehirler mi insanları kendisine benzetir? Doğup büyüdüğü şehrin geçirdiği travmaları içinde hissederek yaşayan insanların hikayesini göreceksiniz bu kitapta. Romanın kurgusu, bilinen en eski yerleşim merkezlerinden olan Trabzon’un, 80’lerin başına kadar yaşadığı değişimin biraz köklerine inmek, orada gezinirken bugünle köprü kurmak, şehrin yaşadığı acıları bir keskin bıçak gibi kalbinde taşıyan yazarın, bu şehirle hesaplaşması üzerine kurulmuş.

Yüzyıllar içerisinde oluşmuş kimliğini hızla kaybeden şehir, başkalaşarak kendinden uzaklaşıp, rengini, çok kültürlülüğünü ve giderek de doğal tipolojisini terkederken, korku dolu günlerin ve ümitsiz aşkların arasından süzülüp gelen hayatlara dair kalıntılar arasında şehrin nostaljik semtleri olan Soğuksu’ya, Kemeraltı’na, Mumhaneönü’ne, Boztepe’ye düşüyor yolu yazarın. Eskinin sadece yıkılıp yok edildiği, yenininse kendisine benzemediği şehrin sokaklarını adımlarken, geçmişin gölgesinde bugünü yaşamanın buruk hüznünü süren sokakların, terkedilmiş, yıkılmış evlerin, kurumuş ağaçların, odun ve kömür deposuna dönmüş bahçelerin yalnızlığıyla daha da yalnızlaşıyor. Ama esas yalnızlaşmak, kendi şehrine uzaklaşmakla başlıyor.

Aslında bu seçilmemiş yalnızlık, şehrine aşık olan herkesin çektiği, sonu bir türlü gelmeyen, savunmasız bir çileden başka birşey değildir.

Akıcılık ve anlaşılırlık, ritim duygusu ve coşkuya ön planda yer verdim. Gerçek bir roman dili olmasını istedim. Ayrıca her bölümün kendi içinden seçtiğim, kendi epigraflarımı kullandım. Bunun yanı sıra romanda kendileriyle röportaj yapılırmışçasına bir anda roman kişilerinin dile gelmesini, tamamlayıcı bir unsur olarak düşündüm. Yergiden daha çok nesnel olmayı ön planda tutarken, belirtilen tarihsel kişilikler ve mekanlar aslına uygun olarak yazıldılar. Örneğin, Atatürk’ün Trabzon ziyaretlerinde nereleri ziyaret ettiği, kimlerle görüştüğü ve neler konuştukları, aslına bağlı kalarak edebiyat sınırları içerisine sığdırıldı. Ayrıca ‘Ezber bozmayı’ denediğim kitapta, biraz da okuyucuyu karşıma almak isterken, kaşımadıkları yaralarının aslında iyileşmediğini, altında büyük korlar durduğunu ve en ufak bir üflemede bu kalın kabukların ardından, nasılda lavlar fışkırdığını açık açık göstermeyi denedim.

Romanımın birebir benzerleriyle karşılaşmadım. Herşeyden önce kitabın belli başlı bir kişisi (kahramanı) yok. Herkesin kendince bir dünyası, ağırlığı ve bir katkısı var. Ancak, ‘Azınlık Romanları’ndaki ‘Az olma’, daha doğrusu ‘Az kalma’ duygusu ortak sayılabilir. Ama kitapta bu az olma salt etnisite ya da dinsel köken olarak değil de, daha çok ‘insan olarak az kalma’ yı eksen edinmiştir. Tipik bir 12 Eylül romanı da değil bu. Bu açıdan da ayrılıyor diğerlerinden. Lafı dolaştırmadan çok açık yazdım herşeyi. Yani kulağını en kısa yoldan göstertmeye ittim okuru. Aslında 12 Eylül, daha çok 15 yaşındaki bir çocuğun gözlemleriyle anlatılıyor. Atatürk’ü de belli bölümlerde, şaşırtarak okuyucunun karşısına sundum. Ayrıca Osmanlı’nın Türk kollektif bilincine yerleşmesi dışında, bir de Trabzon’daki bakışını sarsmak istedim. Fatih, Yavuz ve Kanuni’nin Trabzon tarihindeki öneminin, giderek kendini avutan bir şehrin yeniden kendisini kuramamasının sancılarıyla, ilkel milliyetçiliği de deşmek istediğim için, bu anlamda da ayrılıyor bir çok kitaptan.

Bu kitapta, savrulan yaşamlar, çocukları elinden birer birer giden eğitimli bir babanın, hala klasik CHP-Ordu-Devlet anlayışını değiştiremediğini, ‘Godot’yu beklerken de olduğu gibi, aslında gelmeyecek bir kurtarıcının, haliyle de getiremeyeceği bir adaleti, gözü kapalı beklerken ruhunun dağlanan yanlarına da dokundum. Bütün kitapları okumadığım için, bu kitabın benzeri yoktur diyemem; ancak bu kitap gibi bir kitap, daha yazılmadı, diyebilirim. Çünkü bu kitabı ben yazdım. Bir benzerlik kurulacaksa eğer, sadece genç Ümit’in, çok sevdiğim Alman yazar Hermann Hesse’nin ‘Çarklar Arasında’ki kahramanı Hans Giebenrath gibi, gerçekten de eğitim ve aile çarkları arasında nasıl da parçalandığını anlatan bölümlerde vardır diyebilirim.
Sinan Öztürk kimdir?

1965 yılında Trabzon’da doğdu. İlk romanı “Anısı Bizdik Bu Kentin” 2008 yılında Kalkedon Yayınları’ndan çıktı. “Yazdan Sonra Yalnızlık” ilk şiir kitabı. Uzun yıllardır, yüksek öğrenim için gittiği Almanya’da yaşıyor ve orada Almanya’ya gelen yabancılara, öğrenci ve akademisyenlere bu ülkenin dilini, kültürünü, hukuksal ve siyasal yapısını ve yakın tarihini anlatmakla görevli. Bir oğlu var.
Teilen
2018-07/01-Sayı-565
Merhaba TV
Takvim
Interna
Toker
CNR Food Istanbul
CNR Emlak Fuari
Fehmy und Fesih
Türkische Spezialitäten Schillergarten
Dr. med. univ. A. Aslan
Signboxx
Cigköftem
Grafithek
Designmatic
AK-SU
Sayfam
Dis Doktoru - Kangal
Memmo Döner Bıçakları
Aydoğan Elektronik
Avukatlık Bürosu KARAKAŞ
Anwaltskanzlei KARAAHMETOĞLU & KOLLEGEN